Çocuklar Eyüp'e Neden Getirilirdi?
Sünnete girecek çocuklar önce Eyüp Sultan'ın türbesine götürülür, dönüş yolunda bir oyuncak seçmelerine izin verilirdi. Eyüp oyuncakçılığının pazarı büyük ölçüde bu ziyaret geleneğinin üzerine kuruldu.

Eyüp Sultan’ın çocukları çok sevdiği, halk arasında yaygın bir inanıştı. Bu inanışın en somut sonucu, sünnete girecek çocukların önce onun türbesine getirilmesiydi; ziyaretin ardından dönüş yolunda çocuğa bir oyuncak seçtirilirdi. Tosun Yalçınkaya’nın 2006 tarihli araştırması bu geleneği doğrudan doğrular: “İstanbul çocukları sünnet zamanlarında Eyüp’e getirilir, dönüşte istedikleri oyuncağı seçmelerine izin verilirdi.” Küçük bir çocuk için bu, hem bir sınav hem bir ödüldü: sünnetin heyecanı, elindeki oyuncakla birlikte tatlı bir anıya dönüşürdü. Türbe ziyareti, çocuğun gününü zorlu bir tören olmaktan çıkarıp beklenecek bir güne dönüştürüyordu.
Bir ziyaretin pazarı
Bu basit gelenek, Eyüp’teki oyuncakçı esnafının asıl müşteri kitlesini oluşturdu. Oyuncak dükkânları rastgele değil, tam da türbeye giden yol üzerinde kümelenmişti; çocuğunun elini tutan aile, ziyaretten dönerken zaten oyuncakçıların önünden geçiyordu. Eyüp’te üretilen oyuncaklar buradan İstanbul’un her semtindeki aktar dükkânlarına ve seyyar satıcılara dağılır, Anadolu’nun birçok yöresine kadar ulaşırdı; bu yüzden “oyuncak denilince akla ilk Eyüp gelirdi.” Yalçınkaya’nın tebliği bu dağılımı tek cümleyle özetler:
“Anadolu’nun birçok yöresine oyuncak Eyüp semtinden dağıtılırdı.”
Sünnet için Eyüp’e bizzat gelen bir İstanbul ailesi oyuncağı elinde eve götürüyordu; Anadolu’nun öbür ucundaki bir çocuğa aynı oyuncak muhtemelen bir aktar dükkânından ya da bir seyyar satıcının küfesinden ulaşıyordu. Ziyaret tek bir aileyi Eyüp’e getiriyordu, ama pazarı bütün bir ülkeye taşıyan da yine bu ziyaretin ünüydü.
Kültürel Araştırmalar Vakfı’nın sahada derlediği “Neden Eyüp?” anlatısı da aynı noktaya işaret eder: gelenek, dinî bir ziyaretin doğal bir uzantısı olarak büyümüş, oyuncakçı esnafı da bu uzantının üzerine kurulmuştur. Vakfın da belgelediği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin koleksiyonundaki 28 parça, bugün hâlâ o pazarın somut izidir. Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda kaydettiği 100 dükkânlık üretim ağı da bu resmi tamamlıyor: Evliya Çelebi’nin Kaleminden Eyüp Oyuncakçıları yazımızda anlattığımız bu erken tanıklık, sünnet ziyaretinin yüzyıllar boyunca aynı pazarı beslediğine işaret ediyor.
Neden tam olarak Eyüp?
Bu ziyaret geleneği neden başka bir semtte değil de Eyüp’te böyle bir pazara dönüştü? Akademik literatür de bu soruyla ilgileniyor. Ece Ebru Bayar’ın 2021 tarihli yüksek lisans tezi ve 2026’da yayımlanan makalesi, Eyüp’te oyuncakçılığın ortaya çıkışının tarihsel, toplumsal ve ekonomik nedenlerini bir mekân-kültür çerçevesinde inceliyor; katılımlı gözlem ve mülakatlarla yürüttüğü sahadan, geleneğin bugün “yeniden canlandırılan” bir miras unsuru olarak nasıl sürdüğünü belgeliyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Somut Olmayan Kültürel Miras Türkiye Ulusal Envanteri’nde de bu yerellik resmîleşmiş durumda: gelenek, doğrudan İstanbul’un bu semtine bağlı olarak “Eyüp Oyuncakları Yapımcılığı” adıyla, ayrı bir alt unsur olarak kayıtlı (kod 1.008.01/34). Yani “neden Eyüp?” sorusunun cevabı yalnızca halk anlatısında değil, hakemli araştırmalarda ve resmî envanterde de aranabiliyor.
Sünnetin şenlikli dünyası
Sünnet, tek başına bir tören değil, koca bir şenlikti; çocuğun etrafında müzik, gösteri ve oyun bir araya gelirdi. UNESCO’nun 2009’da Temsilî Kültürel Miras Listesi’ne aldığı Karagöz kaydı da bu şenlik dünyasını doğrular: deve ve öküz derisinden kesilen tasvirlerle oynanan gölge oyunu, Ramazan geceleri kadar sünnet düğünlerinde de sahnelenirdi. Bugün Hacıvat & Karagöz atölyemizde çocuklara aktardığımız bu gelenek, Eyüp oyuncakçılığıyla aynı şenlikli takvimi paylaşır.
Bu şenlik dünyasında iki zanaatın aynı takvimi paylaştığını hayal etmek zor değil: gündüz türbeye gelen bir aile çocuğuna bir oyuncak seçtiriyor, sünnet düğününün akşam eğlencesinde ise bir Hayalî’nin perdesinde Karagöz’le Hacivat boy gösteriyor olabilirdi. Biri elle tutulan bir hediye, öbürü gözle izlenen bir gösteri; ikisi de aynı şenlik takviminin parçasıydı. Bugün bu iki gelenek hâlâ aynı çatı altında yaşıyor: oyuncaklar boyanıyor, gölge tasvirleri kesilip birlikte oynatılıyor.
Bugün de aynı yol
Eyüp Sultan’a bugün de çocuklu aileler gelir; türbe ziyareti hâlâ sürer, oyuncakçı da hâlâ aynı yol üzerinde duruyor. Bayar’ın araştırması da bugünkü müze-atölyeyi katılımlı gözlem ve mülakatlarla inceliyor. Atölyemizde çocuklara sunduğumuz oyuncaklar, bir zamanlar tam da bu ziyaretin sonunda ellerine tutuşturulan modellerin devamı. Müzemizde o dönemden kalma parçaları görebilir, geleneğin nasıl bir ziyaretin gölgesinde büyüdüğünü daha yakından okuyabilirsiniz.
Kaynaklar
- Kültürel Araştırmalar Vakfı (KAV), “Oyuncak Araştırmaları / Eyüp Oyuncakları,” https://kultur.org.tr/oyuncak-arastirmalari-eyup-oyuncaklari-marmara-istanbul/.
- Yalçınkaya, Tosun (2006). “Eyüp Oyuncakçılığı ve Oyuncak Atölyesi,” Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla X. Eyüpsultan Sempozyumu Tebliğleri, Eyüp Belediyesi, s. 290-295.
- UNESCO Intangible Cultural Heritage Lists, “Karagöz,” Representative List (Karar 4.COM 13.73), 2009, https://ich.unesco.org/en/RL/karagoz-00180.
- Bayar Gündoğdu, Ece Ebru (2026). “Kültürel Mirasın Sürdürülmesi ve Güncellenmesi Bağlamında ‘Geleneksel Eyüp Oyuncakçısı’,” Culture and Civilization, sayı 10, s. 10-20. DOI: 10.62425/culture.1865799
- Bayar, Ece Ebru (2021). “Eyüp oyuncakçılığı geleneği ve geleneksel Eyüp oyuncakçısı.” Yüksek Lisans Tezi, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Türk Halk Bilimi Anabilim Dalı.
- SOKÜM Türkiye Ulusal Envanteri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Miras Genel Müdürlüğü, “Eyüp Oyuncakları Yapımcılığı,” kod 1.008.01/34.


