Seyyar Eyüp Oyuncakçıları
Sırtında küfesiyle mahalle mahalle dolaşan seyyar oyuncakçılar, Eyüp oyuncaklarını İstanbul'un her köşesine taşırdı.

Eski İstanbul mahalleleri, bütün hususiyetleriyle neşeyi ve ıstırabı beraberce paylaşan içtimai bir toplumdu. Arnavut kaldırımlı, dolambaçlı eski mahallelerde ilk canlılık sabah ezanıyla başlar; esnaf, sokak sokak mahalleleri dolaşırdı.
Çocukları ilgilendiren esnafın en önemlisi, Eyüp Oyuncağı satan seyyar satıcılardı. Sırtında taşıdığı askı veya küfe üzerinde tahta beşikler, arabalar, düdüklü ve aynalı küçük testiler, fırıldaklar, hacıyatmazlar, topaçlar, kaynana zırıltıları, kursak düdükler, kavallar, oklar, cambazlar, çınçın arabalar, zilli tefler ve davullar bulunurdu. Seyyar oyuncakçının kursak öttürerek çaldığı Cezayir marşı mahallede duyulmaya başlayınca, çocukların annelerine koşup oyuncak almaya zorlaması bir olurdu.
Edebiyatta ve beyaz perdede
Eyüp Sultan’da üretilen birçok oyuncak, seyyar oyuncakçılar eliyle İstanbul’un her köşesine dağılırdı. Seyyar Eyüp Oyuncakçıları o kadar yaygındı ki dönemin romanlarında, hikâyelerinde ve hatıralarında onlara sıkça rastlanır.
Halide Edip, anılarında Ihlamur seyir yerinde rastladığı satıcıları şöyle anlatır:
“Oyuncakçılar sırtlarında Eyüp oyuncağı küfesiyle dolaşıyor, sucular bardaklarını şıkırdatıyor, macuncular ve horozşekerciler ise mâni çekiyordu.”
Sadri Alışık ve Necdet Tosun’un başrolünde oynadığı 1968 yapımı Efkârlı Sosyete filminde de bir seyyar Eyüp oyuncakçısı sahnesi yer alır.
Dükkândan aktara, aktardan sokağa
Oyuncaklar İstanbul’a tek bir yoldan değil, üç ayrı kanaldan yayılırdı: Eyüp’teki dükkânlardan, şehrin her semtindeki aktar dükkânlarından ve sokak sokak dolaşan seyyar oyuncakçılardan (Koçu 1972, s.5461-5462). Bu üçlü dağıtım ağı, küçük bir semtte üretilen bir oyuncağın İstanbul’un dört bir yanına, hatta Anadolu’ya nasıl ulaştığını açıklıyor.
Külhanbeyinin düdüğü
Koçu’nun İstanbul Ansiklopedisi’nde saklı kalmış bir sokak sahnesi, bu seyyar satıcıların nasıl bir görüntü oluşturduğunu daha canlı anlatır (aktaran Yalçınkaya 2006, s.293). Satıcı sokak başında kursak düdüğünü öttürdüğünde, çocuklar “sanki sihirli flütmüş gibi” köşe bucaktan fırlayıp etrafını sarardı. Düdüğü çoğu zaman bir külhanbeyi çalardı; kıvrak ara nağmelerle süslediği türküler arasında “Felek bana neler etti, nane suyu, şeker” gibi mısralar da vardı.
Evliya Çelebi’nin 17. yüzyılda saydığı oyuncak türleri arasında kursak düdükler de geçer; üç asır sonra bile bu düdük, seyyar satıcının küfesinden hiç eksik olmamış. Erken kaydın ayrıntılarını Evliya Çelebi’nin Kaleminden Eyüp Oyuncakçıları yazımızda okuyabilirsiniz.
Kaynaklar
- Koçu, Reşad Ekrem (yay.), “Eyyubsultan Oyuncakları,” İstanbul Ansiklopedisi, C. 10 (ERI-FIR), 1972, s. 5461-5462.
- Yalçınkaya, Tosun (2006). “Eyüp Oyuncakçılığı ve Oyuncak Atölyesi,” Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla X. Eyüpsultan Sempozyumu Tebliğleri, Eyüp Belediyesi, s. 290-295.

