Son Usta: Şengöz Ailesinin Yüzyılı
1918'den 1955'e, babadan oğula: Kadir ve Halit Şengöz'ün Eyüp oyuncakçılığındaki yüzyıllık emeği ve bu emeğin 2005'te yeniden canlanan geleneğe aktarılışı.

Eyüp oyuncakçılığının son yüz yılı, aslında tek bir ailenin hikâyesidir: Şengözler. Kadir Şengöz, 1918 yılından itibaren elindeki orijinal kalıplardan yola çıkarak oyuncak üretiyordu; dönemin teknolojik imkânlarına göre üretimi seri hâle getiren de oydu. O yıllarda bir Eyüp oyuncakçısının elinden ahşap, deri, kil ve teneke geçerdi; kalıptan çıkan her parça, toprak boyalarla ve sarı yaldızla elde süslenirdi. Ama zanaatin karşısına dikilen rakip büyüktü: Avrupa’nın oyuncak fabrikaları. Kadir Usta’nın 1939’daki acı sözlerini ve o günlerin hikâyesini Oyuncakçı Çıkmazı yazımızda anlatmıştık.
Çırağın devraldığı miras
Halit Şengöz, bu zanaati babasının yanında, atölyede çıraklık ederek öğrendi; kalıpları tanımayı, kili işlemeyi, boyayı sürmeyi babasının elinden izleyerek öğrendi. 1955’te 77 yıllık dükkânı devraldığında henüz genç bir ustaydı; ama teneke ve plastik oyuncakların akınına o da direnemedi. Kendi ifadesiyle “plastiğe teslim oldum.” Baba-oğul, kalıptan kalıba, elden ele aktarılan bir ustalığın son iki halkasıydı; 1958’de Eyüp Meydanı’nda yapılan bir düzenlemeyle sokaktaki son tarihî dükkânlar da ortadan kalktı.
Bir dükkânın envanteri
Kadir Şengöz’ün 1939’daki acı sözlerinin üzerinden yaklaşık yarım asır geçmişti ki, 2004’te Hülya Yalçın, oğul Halit Şengöz’le bir söyleşi yaptı; bu söyleşi sonradan Fadime Geleş’in araştırmasında aktarıldı. Halit Şengöz’ün orada anlattıkları, dükkânın tek bir oyuncak türüyle sınırlı olmadığını gösteriyor. Kendi sözleriyle: “Biz burada sadece deve değil, tahtadan çift beygirli at arabaları, ördek arabaları, aynalı beşik, palyaço, Karagöz-Hacivat, trampet, davul, def, kamyon, kaynana zırıltısı, beşik yapar ve satardık” (Hülya Yalçın, 2004; akt. Geleş, 2015). Ahşabın yanı sıra toprak da işlerdi ellerinden: “Biz sadece tahta oyuncak yapmazdık; topraktan düdüklü testi, aynalı testi ve darbuka da yapardık” (Hülya Yalçın, 2004; akt. Geleş, 2015).
Aynı görüşmede Halit Bey, babasının direncini de aktarır. Kadir Usta’nın tenekeye karşı çıkışı uzun sürmüş, ama sonunda bir teslimiyete dönüşmüştü: “Rahmetli babam, teneke oyuncaklara isyan etmişti. Ama 16 yıl dayandı” (Hülya Yalçın, 2004; akt. Geleş, 2015). Halit Bey kendisi için ise daha ağır bir yargıya varır; bu yargı yalnızca bir zanaatin değil, bir şehrin kaybına dair: “…İstanbul’a has bir güzelliğin yok oluşunu gördüğüm için çok üzgünüm” (Hülya Yalçın, 2004; akt. Geleş, 2015).
Vitrinin arkası, vitrinin önü
Eyüp’teki oyuncakçı dükkânları, tek bir mekânda iki işlevi bir arada yürütürdü: arka taraf üretim atölyesi, ön taraf ise camekânlı bir vitrindi; toptan ve perakende satış aynı dükkândan yapılırdı (Geleş, 2015). Bu mimari yalnız Şengözlere ait değildi: Oyuncakçı Çıkmazı’ndaki bütün dükkânlar aynı düzeni paylaşıyordu; müşteri vitrinden bakarken, birkaç adım ötede aynı oyuncak henüz elde biçimleniyor olabilirdi.
Düzenlemenin ardından Şengözler İskele Meydanı’nda yeni bir dükkân açtı; ama burada artık bir üretim merkezi değil, turistik bir hatıra dükkânı sürdürüldü (Geleş, 2015). Bir bakıma bu, zanaatin tükenişinden önceki son direnme biçimiydi: dükkân hâlâ açıktı, tezgâh hâlâ oradaydı, ama artık sokağı besleyen bir atölye değil, geçmişini satan bir vitrindi.
Zincirin son halkası
Halit Şengöz, dükkânını kapattıktan sonra da geleneğin en son sağlam tanığı olarak kaldı; onunla birlikte, kalıplardan üretim yöntemine ve boyama tekniklerine dair yarım yüzyıllık bir bilgi de kaybolmanın eşiğindeydi. Yalçınkaya’nın 2006 tarihli tebliğine göre, “Eyüp oyuncaklarının yeniden canlandırılması projesi” kendisine ulaştığında Halit Bey projeye “sıcak bakmış” ve bu konudaki bilgisi ve tecrübesini aktarabileceğini söylemiştir (Yalçınkaya, s.294). Bir ustanın kapanan dükkânı, böylece yeni bir atölyenin açılışına köprü oldu.
Bugüne kalan
Kadir Usta’nın 1918’deki kalıpları, Halit Usta’nın aktardığı bilgi, 2005 projesinin eğittiği eller: bugün atölyemizde süren üretimin üç ayağı da buradan geliyor. Şengöz ailesinin yüz yılı kapanmadı; biçim değiştirerek sürüyor. Halit Bey’in saydığı ürünlerden bazıları (at arabası, aynalı beşik gibi) bugün artık aynı elden çıkmıyor olsa da, ürün kataloğumuzda benzer isimlerle yaşamayı sürdürüyor. Müzemizde sergilenen oyuncak tipleri, bir yüzyıl önce aynı kalıplardan çıkan bir emeğin bugüne uzanan izidir. Bir ustanın çıraklıkla öğrendiğini bir başka kuşak atölyede yeniden öğrendi; aradaki yılların sessizliğine rağmen bilgi tamamen kaybolmadı, bir ailenin hafızasında saklı kalıp yeniden aktarılabildi.
Kaynaklar
- Yalçınkaya, Tosun (2006). “Eyüp Oyuncakçılığı ve Oyuncak Atölyesi,” Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla X. Eyüpsultan Sempozyumu Tebliğleri, Eyüp Belediyesi, s. 290-295.
- Geleş, Fadime. “İstanbul Çocuk Oyuncakçıları,” Antik Çağ’dan XXI. Yüzyıla Büyük İstanbul Tarihi, C. 4, İSAM + İBB Kültür A.Ş., 2015. https://istanbultarihi.ist/138-istanbul-cocuk-oyuncakcilari
- Yalçın, Hülya. “Eyüp Oyuncakları Müzesi,” Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla Eyüpsultan Sempozyumu VIII: Tebliğler, İstanbul, 2004, s. 69-70.


