Kaynana Zırıltısının Soyağacı
Adı bile bir şaka olan kaynana zırıltısının kökü, araştırmalara göre gezgin dervişlerin hayvan kovmak için çaldığı nefire kadar uzanıyor; benzer mekanizmalar Hint, İtalyan ve Fransız kültürlerinde de görülüyor.

Adı bile bir şaka: “kaynana zırıltısı.” Elde döndürüldükçe tırt tırt, hatta biraz sinir bozucu bir ses çıkaran bu küçük oyuncak, çoğu ziyaretçiyi önce güldürüyor. Ama bu gürültücü nesnenin kökü, şakadan çok daha eski bir yere işaret ediyor.
Dervişin nefirinden çocuğun eline
Geleş’in tipolojisinde kaynana zırıltısı, çivi ve tel bağlantılarıyla mekanik özellik kazanan bir gruba giriyor: “…bir tekerleğin ya da parçanın diğer bir parçayı harekete geçirmesi, döndürmesi ile ses çıkararak da çocuğun ilgisini canlı tutar.” Bu grubu Eyüp oyuncağı çocuğa ne kazandırır? yazımızda da ele almıştık; kaynana zırıltısı, orada anlatılan mekanizmanın belki de en tanıdık örneği: hareketi başlatan çocuğun eli değil, oyuncağın kendi iç düzeneği. Geleş, kaynana zırıltısını bu grup içinde ayrıca doğrudan örnek gösterir: “Bu tür oyuncaklardan biri olan kaynana zırıltısı; değişik kültürlerde (Hint, İtalyan, Fransız) ve bizim kültürümüzde gezgin dervişlerin doğadaki hayvanları, çıkardığı sesle ürkütme ve uzaklaştırmada kullandıkları nefirin çocuk dünyasına yansımış modelidir.” Yani bu oyuncağın atası bir eğlence aracı değil, işlevsel bir gürültü aletiydi: dervişin elinde bir uyarı, bir savunma sesiydi. Döndürüldükçe tahta bir dilin dişli bir tekerleğe çarparak çıkardığı ses, zamanla aynı mekanik mantıkla küçültülüp ölçeklenmiş, ciddi bir aletten çocukların elinde bir oyuncağa dönüşmüş.
Yalnız bizim değil
Geleş’in araştırmasının işaret ettiği bir başka nokta, bu tasarımın İstanbul’a özgü olmadığı: benzer mekanizmalar Hint, İtalyan ve Fransız kültürlerinde de karşımıza çıkıyor. Bu paralellik, döner dişli-tahta dil sisteminin tek bir yerde icat edilip oradan yayılan bir icat olmaktan çok, farklı coğrafyalarda benzer ihtiyaçlara (ses çıkararak uyarma, korkutma, eğlendirme) benzer mekanik çözümler üreten bağımsız bir tasarım mantığı olduğunu düşündürüyor.
Çarşının eski listesinde
Kaynana zırıltısının varlığı yalnızca bir araştırmacının gözlemiyle sınırlı değil; Oyuncakçı Çıkmazı’nın kendi ürün listesinde de adı geçiyor. Eyüp Sultan Türbesi’ne giden İskele Caddesi üzerindeki bu sokak, oyuncakçı dükkânlarının yüzyıllarca karşılıklı sıralandığı yerdi. Geleş’in aktardığına göre: “Bahsi geçen oyuncaklar arasında XX. yüzyıl başına kadar üretimi sürdürülmüş olan çember, araba, dönme dolap, toprak testi, düdük, tef, dümbelek, fırıldak, top, topaç, tel dolap, sandalye, aynalı beşik, şakşak, kaynana zırıltısı, saplı davul, hacı yatmaz, havan, yayık, cambaz, çekirge, koyun-kuzu, Karagöz-Hacivat tasvirleri ve benzerleri bulunuyordu.” Yani kaynana zırıltısı, çarşının en canlı döneminde bile münferit bir ürün değil, standart repertuvarın bir parçasıydı.
Şengözlerin elinde de
Kaynana zırıltısı, geleneğin son ustalarının elinden de geçti. 2004’te Hülya Yalçın’a verdiği söyleşide Halit Şengöz, babasından devraldığı dükkânın envanterini sayarken kaynana zırıltısını da anar: “Biz burada sadece deve değil, tahtadan çift beygirli at arabaları, ördek arabaları, aynalı beşik, palyaço, Karagöz-Hacivat, trampet, davul, def, kamyon, kaynana zırıltısı, beşik yapar ve satardık” (Hülya Yalçın, 2004; akt. Geleş, 2015). Şengöz ailesinin yüzyıllık emeğini anlattığımız yazımızda bu söyleşinin tamamını aktarmıştık; kaynana zırıltısının burada geçmesi, oyuncağın yalnızca müze rafında değil, ustaların günlük ürettiği parçalar arasında da yer aldığını gösteriyor. Halit Bey’in babası Kadir Şengöz, 1918 yılından itibaren aynı dükkânda orijinal kalıplardan üretim yapıyordu; kaynana zırıltısı, bu yüzyıllık zincirde baba-oğul iki kuşağın da elinden geçmiş bir parça.
Müzedeki tanık
Kaynana zırıltısı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Müzesi’ndeki 28 parçalık tarihî koleksiyonda da yerini almış, envanterde tek örnek olarak kayıtlı. Bu da oyuncağın 20. yüzyılın ilk yarısında Eyüp’ün standart repertuvarından biri olduğuna işaret ediyor; 2005 yeniden canlandırma projesinde üretilen ilk on altı oyuncak arasında da kaynana zırıltısı yer alıyor, yani hem eski envanterde hem de yeniden canlandırma listesinde adı geçen az sayıdaki oyuncaktan biri (Yalçınkaya, s. 294).
Hâlâ zırıltıda
Aynı basit mekanizma, çarşının XX. yüzyıl başı listesinden Şengözlerin dükkân envanterine, oradan müzenin cam vitrinine kadar aynı adla anılmayı sürdürmüş. Bugün atölyemizde ürettiğimiz kaynana zırıltısı, yüzyıllar önceki aynı basit ama etkili mekanizmayla çalışıyor: bir kolun döndürülmesi, bir sesin doğması. Adı gülümsetse de soyağacı, gezgin bir dervişin sırtındaki ciddi bir alete kadar gidiyor: İstanbul sokaklarından Hint ve Avrupa pazarlarına uzanan, aslında hiç de şaka olmayan geniş bir ailenin parçası.
Kaynaklar
- Geleş, Fadime. “İstanbul Çocuk Oyuncakçıları,” Antik Çağ’dan XXI. Yüzyıla Büyük İstanbul Tarihi, C. 4, İSAM + İBB Kültür A.Ş., 2015. https://istanbultarihi.ist/138-istanbul-cocuk-oyuncakcilari
- Yalçınkaya, Tosun (2006). “Eyüp Oyuncakçılığı ve Oyuncak Atölyesi,” Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla X. Eyüpsultan Sempozyumu Tebliğleri, Eyüp Belediyesi, s. 290-295.
- Yalçın, Hülya. “Eyüp Oyuncakları Müzesi,” Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla Eyüpsultan Sempozyumu VIII: Tebliğler, İstanbul, 2004, s. 69-70.


